DARLANMA - KORKMA | BİZİMLE İRTİBATA GEÇ

Starbucks’ta çalışan barista: “İşi eğlence olarak görün, pantolon ceplerini dikin”

Starbucks’ta çalışmış bir üniversite öğrencisi barista, ünlü kahve zincirinde yaşanan sömürüyü Patronların Ensesindeyiz Ağı’na anlattı.

Starbucks’taki sömürü koşullarını anlatan barista, PE’ye yazdığı notta kahve zincirlerinde çalışan emekçilerin genel sorunlarına da değiniyor. “Yapılan işi eğlence olarak görün” denilerek sömürüyü süslediklerini belirten işçi, cepsiz pantolon zorunluluğu olduğunu, cepsiz pantolon yoksa ceplerinin dikilmesi gerektiği talimatıyla işçilerin insan onurunu kırıcı davranışlara maruz kaldığını ifade etti.

BİR BARİSTANIN GÖZÜNDEN STARBUCKS

 “Starbucks” ismi şüphesiz pek çok kişi için farklı anlamlara geliyor. Bu kahve markasının Türkiye pazarında oldukça ilgi gördüğünü söyleyebilmek mümkün.

Bir barista olarak benim açımdan Starbucks deneyimi ise tek bir şeye denk düşüyor: “Sömürü.” Starbucks’ta çalıştığım süre zarfında sömürünün birçok boyutunu gözleme olanağı buldum. Ötesinde yoğun bir sömürüye maruz kaldım.

Bar’ın arkası ve ötesindeki beklentiler yaşanmadan anlaşılması mümkün olmayan bir deneyim sunuyor. Türkiye’de çalışma hayatı -sektör fark etmeksizin- ciddi sorunlar barındırıyor. Ama hacmen büyük, zincir olarak çalışan ve insanların yoğun ilgisine tabi olan işletmelerde de şartların çok iyi olmadığını görmemiz gerekiyor. Barista olmak bazı insanlar için eğlenceli ve hatta prestijli bir iş gibi algılanıyor. Özellikle “Starbucks” gibi yerlerde çalışıyorsanız…

“Sadece barista değilsin…”

Tabi ki burada çalışma koşulları düşünüldüğü gibi değil. Starbucks’ta bir baristadan fazlası olunduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Kahve hazırlamanın yanına ek olarak kafenin genel düzeni, masaların temizlenmesi, yığılan bulaşıkların yıkanması, düzenli aralıklarla çöplerin atılması gibi pek çok sorumluluk size ait. Görev olarak “baristalık” tanımının sınırlarını aşan sorumluluklara sahip oluyorsunuz. Bu durum benim için oldukça yorucuydu. Gün boyu sipariş kuyruğu bitmiyordu. Gelen siparişleri ise saniyeler içerisinde hazırlamam bekleniyordu.

Tüm bunları düşündüğüm zaman, hazırladığım kahvelerin dakikalar içerisinde düzineleri bulduğunu hatırlayabiliyorum. Bazı zamanlar adeta beynim tutukluk yapıyor gibi olurdu ve siparişi algılayıp harekete geçmekte bile zorlanırdım. Bu tempoya ayak uydurabilmenin tek yolu olabildiğince mekanize hareket etmekten geçiyordu. Ne kadar ezber pratiğiniz varsa bu yoğun mesaiye o kadar uygun hale geliyorsunuz.

Soluklanmak dahi mümkün değil

Kafeyi temizleyip düzenlemek bahsettiğim sipariş yoğunluğu arasında bazen mümkün olmuyordu. Kafe içi insan sirkülasyonu da fazla olduğu için haliyle temizlenmesi daha zor oluyordu. Herhangi bir Starbucks şubesinde, üzerinde boş kahve bardakları ve tabakların olduğu masalar ile karşılaşırsanız sebebi muhtemelen budur. Bu yoğunluk zincirleme şekilde bulaşıkların ve çöplerin de birikmesine sebep olduğu için soluklanmak bile bazen mümkün olmuyordu.

“İş değil eğlence olarak görün” deniyordu

Bu zorluklara rağmen bize sürekli telkin edilen “bu mesainin bir iş değil insanlarla iletişim kurup, eğlendiğimiz bir ortam” olduğuydu. İlginç bir eğlenme biçimi… Bizden, çalışanların hepsini birer “Starbucks partneri”, gelen müşteriler ise “misafir” olarak tanımlamamız istenirdi. Partner kavramı, çalışanların birbiriyle ve Starbucks ile takımdaşlık ilişkisi oluşturabilmesi için kullanılıyor. Takımdaşlık olgusu asgari düzeyde de olsa güven ilişkisi içermeli diye düşünüyorum.

“Pantalon ceplerini dikin” talimatı

Zamanla çalışanlar arasında güven bağı kuruluyor elbette. Fakat bir çalışanın Starbucks’ın kendisi ile yani patronlar ya da amirlerle güven ilişkisi kurabilmesini mümkün görmüyorum. Bunun için sebeplere sahibim. İlk sebebim, Starbucks’ta çalışanlar için “cepsiz pantolon giyme zorunluluğunun” olmasıydı. Eğer “cepsiz pantolonunuz” yoksa -ki doğal olarak yoktu- bütün cepleri dikilmiş bir pantolon giymemiz gerekiyordu. Apaçık hırsızlık yapmamızdan çekiniyorlardı. Telefon taşımanın zaten yasak olduğu bir ortamda bu talimatın başka bir sebebi olamazdı.

Bir başka sebep ise deneme süresi boyunca hiçbir Starbucks ürününde (termos, bardak vs.) indirim hakkına sahip olamamamdı. Şube müdürü bunun sebebini bana: “İndirimli alınan ürünleri, satmanızdan çekiniyorlar” diyerek açıklamıştı. Bunlar beni ve beraber çalıştığım pek çok emekçiyi rahatsız etmişti.

Oysa Starbucks’ta kağıt üzerinde her şey çok güzel ve samimi bir havada lanse ediliyordu. Bu kadar yüksek kâr oranlarının olduğu yerde samimiyet de alınıp satılabilen bir şey haline dönüşüyor olmalı.

Kısacası kahve, bitkisinden toplanıp emek verilerek sevdiğiniz içeceğe dönüşene dek Starbucks gibi işletmelerde oldukça uzun bir sömürü hikayesini barındırıyor.

BU DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Yılmazlar Ayakkabı işçileri fabrika önünde eylem yaptı

Şanlıurfa Organize Sanayi bölgesinde faaliyet yürüten Yılmazlar Ayakkabı firması önce işçileri ücretsiz izne çıkarmış, ardından …

0 0 votes
Article Rating
Kaydol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x