17 Ocak 2025’te Digel Tekstil işçilerinin büyük bir çoğunluğu düşük ücretlere, insan onuruna yakışmayan çalışma koşullarına karşı ses yükseltmiş, aynı gün TEKSİF Sendikası’na üye olma kararı almıştı. Yasal çoğunluğu sağlayan sendika aynı gün yetkiyi almış, şirket yönetimi ise işçilerin bu anayasal hakkına sendikal örgütlenmeye öncülük eden 4 işçiyi işten çıkararak yanıt vermişti. Bugün gelinen noktada 15 TEKSİF üyesi işçi haksız, hukuksuz ve tazminatsız şekilde işten çıkarılmış durumda ve 210 gündür İzmir Serbest Bölge önünde kararlılıkla direnişlerini sürdürüyorlar.

Yüzde 85’ini kadın emekçilerin oluşturduğu Digel Tekstil’de sorunlar yalnızca düşük ücretlerle sınırlı değil. Fabrika içerisinde kadın işçilere yönelik baskılar, mobbing, sözlü tacizler insanlık dışı boyutlara ulaşmış durumda. Digel Tekstil işçisi kadınlar bugün TEKSİF Sendikası ile birlikte, birçok basın kuruluşunun, sendikanın, derneğin, siyasi partinin ve kitle örgütlerinin katılımıyla yapılan basın açıklamasında kadın işçiler üzerinde yoğunlaşan sömürü mekanizmalarını birbir teşhir ettiler.
Yönetim “Hamile kalmayın” diyecek kadar pervasızlaştı
İddialara göre Digel Tekstil yöneticileri 2018 yılında gerçekleştirdikleri bir toplantıda kadın çalışanlara doğrudan hamile kalmamaları yönünde bir uyarıda bulunuyor, hamile olduğunu öğrenen kadın işçilerin işyeri hekimine sundukları testler geçerli sayılmıyor, hamile olduklarını belgeleyen ultrason raporları isteniyor. Bir erkek yönetici “Rahmine bakacağım, keseye düşmüş mü düşmemiş mi, ona göre hamilelik haklarını kullandıracağım” diyecek kadar ileri gidebiliyor. Kadın işçilere ise bu uygulamaların “şirket kuralı” olduğu söyleniyor. Bu da yetmezmiş gibi iki aylık deneme süresi içinde hamile kalan bir kadın işçi, işyeri yöneticisi tarafından önceden hazırlanmış istifa kağıdını imzalamaya zorlanarak, kendi isteğiyle ayrılmış gibi gösteriliyor.
İşbaşı öncesi ve sonrası tuvalet yasak
Digel Tekstil, “şirket kuralı” adı altında kendi keyfi yasalarını oluşturmuş ve bu kuralları baskı aracı olarak kullanıyor. Kadın işçilerin iddialarına göre bunlardan biri de işbaşı saatinden sonra ve iş bitiş saatinden önce yarım saat süreyle tuvalet kullanımının kesinlikle yasaklanması. Bu yasak, fabrikadaki tüm çalışanlar için geçerli olmakla birlikte, %85’i kadın olan işyerinde özellikle kadın işçileri hedef alıyor. Kadınlar regl dönemlerinde dahi ihtiyaçlarını gideremiyor, zor durumda kalmalarına rağmen tuvalete gitmelerine izin verilmiyor. Gittikleri taktirde ise yöneticiler tarafından herkesin içinde azarlanıp küçük düşürülüyor.
Yöneticiler sistematik olarak taciz ediyor
Yöneticilerle ilgili aktarılan taciz örnekleri ise insanın ağzını açıkta bıraktıran türden:
“Bıktım senden! Nereye versem yapamıyorsun! Bir BOK beceremiyorsun!”
Regl sancısı çeken bir kadın işçiye: “Her ay bu böyle mi olacak? Seninle mi uğraşacağız?”

Yöneticisinin ısrarı nedeniyle lazer epilasyona gideceği için izin istediğini ifade eden bir kadın işçiye kahkahayla: ““Yat masaya, ben yapayım, gitmene gerek yok!”
“Sen güzel bir kadınsın, senin gibi bir eşim olsa iş yaptırmam, uzatırım ayaklarını, masaj yaparım”
Almanya’ya gönderilen tacizci işçi “örnek çalışan” ilan edildi
Bir diğer kadın işçinin anlattıklarına göre sistematik bir şekilde kendisini ve fabrikadaki birçok kadını sözlü olarak taciz eden bir işçi şikayetlere rağmen şirket bünyesinde kalmaya devam ediyor ve Almanya’ya gönderiliyor. Mobbing, ayrımcılık ve psikolojik baskılar kadın çalışanlar üzerinde ciddi olumsuz etkilere yol açmış ve ruhsal sağlıklarını tehdit etmiş durumda. Bu sorunlar defalarca ilgili yöneticilere bildirilmiş olmasına rağmen, herhangi bir çözüm üretilmemiş, aksine söz konusu davranışların bahsi geçen örnekte olduğu gibi dolaylı olarak teşvik edildiği gözlemlenmiş. Bu da diğer yöneticilerin benzer ilişkileri açıkça sürdürmelerine zemin hazırlamış ve mobbing, baskı ile taciz vakalarının artmasına neden olmuş.
Direnişteki işçilerden Rümeysa Kişi: “Belki başka fabrikadan bir kadın arkadaşımız yalnız değilmişim der!”
Basın açıklaması metninin okunmasının ardından söz alan Rümeysa Kişi şu sözleri sarf etti:
“Tek derdimiz düşük ücretler değil, içeride kadın arkadaşlarımızın yaşadığı baskıyı, mobbingi, tacizi de dert ediyoruz. Biliyoruz ki gerek tekstil sektöründeki diğer firmalarda gerekse başka iş kollarında kadın işçiler bu sorunlarla karşı karşıyalar. Size ileteceğimiz raporu hazırlarkenki motivasyonumuz bunu teşhir etmekti. Belki başka fabrikadan kadın bir arkadaşımız ben yalnız değilmişim der. Biz tuvalete gitmek için, hamile kalmak için izin almak istemiyoruz. Burada yazılanlardan çok daha çirkin şeyler var fakat baskı, taciz öyle bir boyutta ki maalesef hepsine yer veremiyoruz.”
Teksif Sendikası Genel Başkan Danışmanı Makum Alagöz: “Esbaş bölge müdürü bize parmak sallıyor”
Ardından söz alan Teksif Sendikası Genel Başkan Danışmanı Makum Alagöz, sendikalaşma mücadelesi zaferle sonuçlanıp işçilerin örgütlenme hakkı tanınsa dahi bu sorunların devam ettiği bir çalışma düzenini asla kabul etmeyeceklerini ifade etti.

Makum Alagöz ayrıca Esbaş bölge müdürünün direnişlerinden oldukça rahatsız olduğunu, kendisine parmak sallayarak “Yetki alsanız da size toplu sözleşme yaptırmayacağım,” diyerek tehdit savurduğunu ifade etti.
Digel Tekstil işçileri yalnız değil!
Digel Tekstil işçileri aylardır örgütlenme hakları için, onurları için mücadele veriyor. Bugün yapılan basın açıklamasıyla genel olarak tekstil sektöründe kadın emekçiler üzerinde yoğunlaşan sömürü mekanizmalarını teşhir etmiş oldular. Digel patronları da, örgütlenme mücadelesi veren işçilere parmak sallayan Esbaş bölge müdürü de bilsin ki Digel işçileri yalnız değil. Patronların Ensesindeyiz olarak mücadele eden tüm Digel işçilerinin yanında olmaya, seslerini büyütmeye devam edeceğiz.




