Salgın döneminde plaza çalışanları ‘home office’ düzeninde çalışırken mesailerin artması ve adeta süresiz, resmi tatilsiz bir mesai uygulaması ile bezdiler. Özellikle salgın sürecinde daha da artan sömürü koşulları; ücretsiz izin dayatmaları, hak gasplarının artışı ve envai çeşit hukuksuzluk olarak karşımıza çıktı.
“Her sabah nereye gittiğini bilmeden bir işe giden, her akşam nereden çıktığını bilmeden bir işten çıkan, sevmediği hayatı yaşayan, sevmediği işi yapan, sevmediği kişilerle yaşayan, kalabalıkların yüzünde yaşamaya karşı, ne bir sevgi, ne de bir sevgisizlik işareti olmadan gelip geçen, her akşam evinin dört duvarı arasına sanki bir mezara girermiş gibi giren, gecelerini bir sıkıntı yorganının altında yalnız ya da yanındaki yabancı gövdeyle geçiren; bütün ölü kentlerin, ölü doğmuş çocukları!
Size bu ölü yaşamı hazırlayan “sermaye sahibi egemen sınıftır!” ve bu acımasız oyunun varlığı siz izin verdiğiniz sürece sürecektir!”. Gorki, işçilerin durumunu işte böyle açıklıyor. Belki de bu tanımlamaya en çok uyan işçiler arasında Plaza ve Ofis emekçileri yer alıyor.
Bir plaza emekçisi sorularımızı yanıtladı:
Öncelikle merhaba. Siz bir plaza emekçisisiniz. Plaza çalışanlarının nasıl bir çalışma rutini olduğunu düşünüyorsunuz? Biraz bahsetsek…
Canberk: Rutin kelimesi bunu açıklamak için doğru bir seçim kesinlikle. Hayatımız tam bir rutin ile kuşatılmış durumda. Kendi yaşantımdan örnek vermek gerekirse etrafımdaki herkesin genel olarak iş hayatından mutsuz olduğunu hissediyorum. Bu mutsuzluğu açmak gerekirse, Halkalı civarında oturan bir emekçi Ayazağa’da bulunan işyerine gitmek için servis veya kendi aracını kullansa dahi sabah 05:30-06:00 arası uyanmalı. Saat 08:00’da masasının başında olmalı, akşam 18:00’a kadar çeşitli iş yükleri altında stresle baş etmeye çalışarak haftanın 50 saatini masa başında geçirmeli. Akşamki ulaşım trafiğini de hesaba katarsak 06:00-19:45 arası iş için ayrılmış süre. Bu süreye evde çalıştığı saatler dahil değil, hepimizin bildiği gibi evden çalışmak beyaz yakalının bir rutini.
Özel sektörde son durumu nasıl görüyorsunuz? Pandemi sürecinde beyaz yaka çalışanın hayatlarından neler eksildi?
Canberk: Kapitalizmde nitelikten çok nicelik önemli olduğu için şirketler çalışanlarına yatırım yapmaktansa kârlarını arttırma peşindeler. Biliyorsunuz, özel sektöre ait birçok üniversite açıldı. Aileler de bin bir emekle ve borca girerek çocuklarını okutuyorlar. Ailelerinin okutmaya çalıştıkları bu çocuklar, okullarından mezun olunca işsizler ordusuna katılıyorlar ve buldukları ilk iş fırsatına da dört elle sarılıyorlar. Tabi burada bir gerçek daha var. O da maddi açıdan genelde asgari ücret veya bir tık üstü ücretlere mecbur bırakılma durumu. Ayrıca genelde de insanlar eğitimleriyle alakalı olmayan işlerde çalışıyorlar. Kimyagerler müşteri temsilcisi; gazetecilik okuyanlar ise hasar uzmanı olabiliyor. Bunu çalıştığım iş yerinde de gözlemleyebiliyorum. Bu kadar geniş işsizlik havuzunda da şirketler sesini çıkarmak isteyen herhangi bir çalışana rahatlıkla kapıyı gösterebiliyor. Zira yerine ikame edilebilecek binlerce umutsuz genç kapıda bekliyor. Bu tüm plaza çalışanları için geçerli. Ayrıca terfi almak için de ya birilerine yanaşmak ya da hayatının tümünden vazgeçip kendini işe vakfetmek gerekiyor. Düşünsenize 27-28 yaşındasınız ve bir yerlere gelmek için sabah 08:00 akşam 23:00 çalışıyorsunuz ya da gururunuzu yerle bir ederek üstlerinize yaranmanız gerekiyor. Bu, katlanılacak bir durum olmaktan çıkmış durumda. Tüm bu negatif etkenleri çoğaltmak ise mümkün.
Açıkçası, bunları kime sorsanız size rahatlıkla ve bir benzerini anlatır. Bence, kapitalizmin insanı nasıl sömürdüğünü insanların kafasına sokmak bakımından bu pandemi süreci de çok etkili oldu. Kendi şirketimden örnek vereyim. Biz bu sürecin başından beri asla yüzde yüz evden çalışma sistemine geçmedik. Şirkette ilk iki üç hafta herkes bir aradaydı ve özellikle kadın çalışanlar sürekli isyan halindeydi. Herkes çılgınlar gibi 5-10 dakikada bir ellerini yıkamaya gidiyor kimse kimseye yanaşmıyordu. Yönetim ise bakalım, görelim kafasındaydı ve ‘çok büyütülecek bir şey yok abartmayalım’ şeklinde telkinde bulunuyorlardı. Yaşam ile para arasında kalan çoğu çalışan doğal olarak yaşamı seçti ama patronlar tabii ki paranın safında kaldılar. Zaten bu sebeple süresiz bir mesai ile çalıştırılmaya zorlanıyoruz. Şimdi de buna bir normalleşme algısını eklediler.
Daha detaylandırmak için soruyorum. Sizin iş yerinizde patron nasıl bir çalışma programı önerdi size?
Canberk: Patron ve yöneticiler çalışanları iki gruba ayırdı ve bir kısım Pazartesi-Salı diğer grup ise Perşembe-Cuma ofise gelmeye başladı. Çarşamba günü ise herkes evde çalışıyordu. Bu tabi ki insanların nereden baktığına bağlı olarak bir ilerlemeydi. Şirket her gün mailler attı, ofisimiz her gün dezenfekte ediliyor, her gün yeni maskelerinizi alabilirsiniz gibi. Ama bu arada insanlar da şunu fark ettiler ki aslında şirketin tek hedefi kârı düşürmemek. Yine evde çalışırken, nam-ı diğer home Office çalışırken, yemek masrafları ile ilgili bir tek mail atılmadı ve herhangi bir ödeme yapılmadı. Tabi bu da bir eksi olarak yazıldı zihinlere.
Ayrıca bu sefer de üstlerin her şeye müdahale etme durumu ortaya çıktı. Yan yana olamadığımız için sürekli telefonla ‘şunu yaptınız mı’ ya da ‘Şu işi onaylamadım, daha bekle gece çalışıp bakarız’ ile çalışma saatlerimiz tamamen şaştı diyebilirim.
Son olarak, plaza ve ofis emekçilerinin şu anki algısı nasıl ve bu durumdan çıkış için ne önerirsiniz?
Canberk: Tüm bu süreçlerin toplamı insanlardaki sömürülüyoruz algısını daha da netleştirdi. Bu kitleyi harekete geçirmek, bir araya getirmek ve örgütlenmek en büyük ödevimiz olmalı.
Çok teşekkür ederiz.
Canberk: Bu fırsatı tanıdığınız için ben teşekkür ederim.




Genelde yaşanılan ve salgın döneminde artan sorunlar, çıkmaz durumu güzel anlatılmış.