1 Mayıs’a giderken Migros işçileri isyanda: “Sendika patrona neden ihanet etsin ki?”

Migros’ta kararlı direnişlerinin ardından kadroya alınan depo işçilerini ve binlerce mağaza işçisini ilgilendiren toplu iş sözleşmesi süreci dört aydır devam ediyor. Süreç %30 zam teklifiyle başlarken gelinen noktada yapılan 12 toplantının ardından zam teklifi yalnızca %34’e çıkarılmış durumda. 4 ayın sonunda yalnızca idari maddelerde ilerleme sağlanmış, ücret ve sosyal haklar konusunda işçinin talepleri ise yok sayılıyor.

Patronların Ensesindeyiz İzmir Migros İşçileri Dayanışma Ağı ile hareket eden işçilerin ise talepleri çok net:

  • En az %50 ücret artışı
  • 000 TL gıda bonosu
  • Gıda bonosunun 6 ayda bir enflasyon oranında artırılması
  • Banka promosyonlarının tamamının işçilere ödenmesi
  • 4 aylık kaybın enflasyon oranında telafi edilmesi
  • Mobbing’in denetim altına alınması, yaptırım uygulanması

Toplu iş sözleşmesi görüşmeleri zam teklifine sıkıştırılmış bir zemin üzerinden ilerlerken, işçilerin çalışma koşulları tartışma konusu bile edilmiyor. 1 Mayıs’a giderken Patronların Ensesindeyiz İzmir Migros İşçileri Dayanışma Ağı’ndan işçilerle toplu iş sözleşmesi sürecine ve çalışma koşullarına dair konuştuk.

“SENDİKA PATRONA NEDEN İHANET ETSİN Kİ?”

“Uzun zaman sonra ilk defa grev lafları konuşulmaya başlandı mağazamızda,” diyor Umut:

“Herkes hazır, fakat sendika böyle bir şey yapar mı şüpheli. Migros sendikaya daha dün binlerce yeni üye hediye etmişken üstelik.” Alaycı ve sorgulayıcı bir şekilde “Sendika patrona neden ihanet etsin ki? diyor. Mağazadaki tüm çalışanlar hayatını borçla çevirir durumda. Şu an işçilerin büyük çoğunluğu 2025 başındaki maaşlarıyla aynı maaşı kazanıyor. Süreç ise ancak sendikadan gelen mesajlarla takip edilebiliyor.

Bülent tam 15 yılını Migros’a vermiş bir emekçi. TİS sürecinin kesinlikle şeffaf yürümediğini düşünüyor:

İŞÇİYE VERDİKLERİ HAKTAN BİLE KÂR ETME DERDİNDELER

“Sendika masaya otururken ‘bu rakamın altına düşmeyiz’ gibi net bir sınır koymadı. Böylece masada patronun eli güçlenmiş oldu. Migros banka promosyonunu geçiştirmeye çalışıyor, gıda  bonosu için komik denebilecek artış teklifleri geliyor. Üstelik bu gıda çeki sadece Migros mağazalarında kullanılabiliyor. Yani işçiye verdikleri haktan bile kâr etmenin peşine düşüyorlar.”

Tüm bu rakam tartışmaları işçilerin insanlık dışı çalışma koşullarına dair tartışmayı gölgede bırakıyor. Örneğin işçilerin anlattığına göre mağazalarda dinlenme ve sosyal alanlar ciddi anlamda yetersiz. Küçük formattaki mağazalarda ise neredeyse hiç yok. Personel uygun dinlenme alanı olmadığı için içecek kasalarının tahta paletleri üzerinde mola yapmak zorunda kalıyor. Sendika ise tüm bu süreçleri görmezden geliyor. İşçilerin bu sorunların çözümüne dair sendikaya olan güveni tamamen sarsılmış durumda. 

DİNLENME ALANLARINDA GÜLÜNMESİNDEN RAHATSIZ OLUNUYOR

Dilan, 3 yıldır Migros için çalıştığını söylüyor. Yönetici olma hayallerinin güzelce ambalajlandığı çalışma ortamında yöneticilerin “kraldan çok kralcı” bir tutumla işçilere sistematik baskı uyguladığını, memnuniyetsizliğini dile getiren işçilerin ise hedef haline getirildiğini dile getiriyor:

“Dinlenme alanlarında gülünmesinden rahatsız olunan, molalarda yapılan minik bir doğum günü kutlamasının dahi yasaklandığı bir çalışma düzeni dayatılıyor bize. Halbuki yeri geliyor bize bu baskıyı yapan yöneticilerin de uğradıkları baskıdan dolayı gözyaşlarına hâkim olamadıkları anlar yaşanıyor.”

STRES KATLANARAK ARTIYOR

“Yaptığımız işin küçümsenmesi ağırıma gidiyor,” diyor Galip:

“Müşterilerin küçümseyici tavırlarına yöneticilerin iş tanımımızın dışındaki işleri bize yaptırması ekleniyor. Bir personel hem mal kabul işlemini yapıyor, hem gelen sevkiyatları raflara diziyor, etiket kontrolü yaptıktan sonra kasiyerlik işine dönüyor. Bu konular neredeyse hiç konuşulmuyor. Stres katlanarak artıyor.”

Depo işçisinin çıkardığı gürültüyü bastırdığını sanan patronun zam konusunda psikolojik avantajın kendisine geçtiği yanılsamasına kapıldığı işçilerin konuşmalarından anlaşılıyor.  Migros işçileri ise en başından beri lütuf değil temel yaşam haklarının gereğinin yapılmasını talep ediyor. Açlığa mahkum edilen, baskıyla susturulmaya çalışılan işçilerin nasıl direngen olabileceğini en çok Migros patronu biliyor.

“ELBETTE ALANLARDAYIZ”

Galip’in dediği gibi bu sömürü düzeninin tüm pervasızlığıyla sürüp gidebiliyor olması “ağırımıza gidiyor”. Bunca sorundan bahsetmek bizi epey yormuşken işçiler tüm o karamsar havayı dağıtırcasına “elbette alanlardayız” diyor.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz
Captcha verification failed!
Captcha kullanıcı puanı başarısız oldu. lütfen bizimle iletişime geçin!