25 Mayıs 2024, Cumartesi

Evden çalışmanın görünmeyen yüzü: bilişim emekçileri

Meslek hastalığı dediğimizde ne anlıyoruz? Ya da şöyle soralım, meslek hastalığı dediğimizde herkes aynı şeyi mi anlıyor? Herkes derken de 8 milyar insanın tek tek her birinden bahsetmiyoruz. İşi yapan (işçi) ile işveren (patron) aynı şeyi mi anlıyor?

Devlet, meslek hastalığı için “Çalıştığımız ya da yaptığımız işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halleridir.” diyor. Hatta tümüyle kaçınılabilir olduğunu belirterek bir miktar olması normaldir demekten de gocunmuyor.

Covid-19 pandemisi tüm dünyada pek çok rutini temelden, kalıcı olarak değiştirdi. Evden çalışma durumunun arttığı sektörlerden biri de bilişim sektörü. Evden çalışmak konforlu gibi görünse de, ofisin tüm sorunlarının evlerimize taşımasının yanı sıra daha fazla iş yapmamız nedeniyle aslında konforlu olmadığını da görmüş olduk. Bu durum hastalıkların artışını da beraberinde getirdi.

Normalleştirilmeye çalışılan meslek hastalıkları düşünsel emek ile işlerini yapan biz bilişim emekçilerini büyük oranda kapsamıyor. Genelde işi anlamayan patronlar, işine geldiği gibi sıkıştırılmış bir zaman tayin ederek bunu emekçilere deadline olarak bildiriyor. Bu ‘deadline’ tarihleri ile az zamanda çok iş yapmaya çalışan emekçi stres altında bırakılıyor. İş yükünün fazlalığı, yetersiz molalar, yüksek tempolu çalışma şartları düşünüldüğünde stresli çalışma ortamı gittikçe artmaktadır. Fakat strese bağlı olarak ortaya çıkan hastalıklar ise çoğu zaman meslek hastalığı olarak görülmüyor. Mobbing kavramı psikolojik şiddet, zarar verme, taciz etme gibi kavramlarla da anılmakla birlikte uyku bozukluğu ve depresyon gibi istenmeyen rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olur.

Türkiye’de bilişim sektörü diğer pek çok sektöre göre daha genç bir sektör. Şöyle bir çevremize bakacak olursak henüz orta yaşlarında olan bilişim emekçilerinin kalp damar sistemlerinde çeşitli sağlık sorunları yaşadığını görürüz.  Sadece orta yaş değil her yaş grubunda masa başı yoğun çalışma nedeniyle bel, boyun, sırt ağrıları, göz hastalıkları ve dolaşım hastalıkları genel olarak görülüyor. Masa başı çalışanlar stres altında kaldıkları için kronik hastalıkların habercisi olan bu hastalıklar giderek artmaktadır. Bütün gün masa başında oturan, bilgisayarda işlerini oturarak halleden ve iletişimini yine masada oturarak sağlayan  biz bilişim emekçileri arasında bel ağrısı hastalığı oldukça sık görülüyor. Bu rahatsızlıklara karşı en iyi çözüm doğru oturma şekli ve düzenli egzersiz olduğu söylenir. Patronlar için hayatımızın her anında çalışmamız gerektiği düşünülürse bahsedilen egzersizlerin yapılabilmesi ne kadar mümkün olur?

Patronlar bu şartlar karşısında ‘çalışma verimini artırmak’ amacıyla  daha iyi bilgisayar koltukları, daha iyi bir masa ve belki daha ergonomik bir bilgisayar alabilir. Oysa ki çalışma koşullarının iyileştirilmesi “Ekranlı Araçlarla Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik” yönetmeliği ile belirtilmiştir. Ancak patronlar işçiyi gözeten yasa veya yönetmelikleri görmezden gelerek kendi çıkarları doğrultusunda hareket eder.

Patronların göz diktiği bir başka hakkımız ise tamamlayıcı/özel sağlık sigortası. Bir şirkette yeni çalışmaya başladığınız durumda şanslıysanız size tamamlayıcı/özel sağlık sigortası tanımlanıyor. Geçmiş şirkette de özel sağlık sigortanız var ve bir hastalık geçirip tedavi olduğunuz durumda eğer yeni iş yerinizde 1 ya da 2 yıl içerisinde çalışmaya başladıysanız bu hastalık için tekrar sigortanızı kullanarak tedavi olamıyorsunuz. Yetmiyor, yoğun çalışma saatleri içerisinde muayene olabilmek için hastaneye gidecek zamanı dahi bulamıyoruz. Sağlığımızı görmezden gelen patronlar karlarını artırmak için zaman kaybını öne sürerek bizi değersizleştiriyor.

‘Beyaz Yaka’ Yanılgısı

Mezun olup iş yaşamına girdiğimizde sık duyduğumuz kavramların başında beyaz yaka ve mavi yaka gelir. Bizleri “Siz onlar gibi değilsiniz” sözleriyle kandırmaya, beyaz yaka olduğumuz için ayrıştırmaya çalışırlar. Yakamızın rengi ne olursa olsun emeğimiz karşılığında zenginleşen ve bizi sömüren patronlar var. Beyaz yaka yanılgısına düşüp kendimizi farklı sandığımız her an hata yaparız. Bu renk, ne sömürüde bizi koruyan bir kalkan ne de iş hayatındaki koşullarda bize sağlanan iltimas görevini görüyor. Bir fabrika işçisi ile aynı şekilde çalışmasak da günün sonunda eve yorgun gelip gece başımızı yastığa koyduğumuzda bir an önce bitirmemiz gerektiği söylenen iş canımızı sıkıyor. Gelen bir mesajla ya da ‘çok acil’ bir telefonla uyandırılabiliyoruz. Sağlığımızdan ve zamanımızdan vererek çalıştığımız her dakikanın karşılığını da alabiliyor muyuz? Hayır. Esnek mesai saatleri adı altında hayatımızın her anında çalışmamızın karşılığı para ile ölçülemez.

Vaktimizi, sağlığımızı ve paramızı çalan patronlar bunların karşısında ‘jest’ olarak gördükleri argümanlarla bizleri kandırmaya çalışıyor. Tekrar söylüyoruz, Bu sorunlar tek başına çözülemez. Çalışma koşullarımızın iyileştirilmesi ve hakkımız olanı alabilmek için evden çalışarak yaratılan asosyal çalışma ortamından çıkarak yan yana gelmeli birbirimizin sorunlarına dayanışma ve mücadele ile birlikte çözüm aramalıyız.

PE Bilişim Emekçileri Dayanışma Ağı

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz
Captcha verification failed!
Captcha kullanıcı puanı başarısız oldu. lütfen bizimle iletişime geçin!