Avcılar’da bulunan Akenna Tekstil fabrikasında çalışan işçiler 1 Temmuz’dan sonra işyerinin kapanması üzerine ihbar tazminatları ödenmeden işten çıkarılmıştı. Yaşadıkları haksızlık karşısında şirket tarafından herhangi bir adım atılmadığını belirten işçiler, uğradıkları haksızlıkları PE’ye bildirdiler.
Bu süreçte işten çıkarılan bir işçi, işten çıkarılırken uğradıkları hak gaspını ve tekstil işçilerinin sorunlarını Patronların Ensesindeyiz’e anlattı.
1 Temmuz’da fesih kısıtlamasının kalkmasıyla birlikte ihbar tazminatlarınız ödenmeden işten çıkarıldınız. Bu süreçte neler yaşadınız?
Pandemi sürecinin işçilere verdiği desteği bizim patronumuz kendisi lehine kullandı. Çünkü iş olduğu halde bizi iş yok diyerek işten çıkarttı. Gece gündüz demeden bize iş yok derken içeride birkaç işçi ile mesailere kalıp dışarı firmalara, atölyelere iş gönderdi. Fason üretim patronun kârına oldu. Bizi almamasının sebebi elektrikten, sudan, yemekten tasarruf etmekti. Tekrardan oradan çağrılıp işten çıkartılmamız da patronumuzun en büyük kârı oldu. Kendileri istemiyormuş gibi davransalar da arabulucu ile işten çıkmış olduk. Bunu tercih etmeyenlerimize ise mahkemeye giderseniz daha çok uğraşırsınız kabul edin cevabını vermekle yetindi. Bizlerin mahkemeye veremeyeceğini düşündüğü için arabulucuyla anlaşacağımızdan emindi. Bir buçuk yılda iş arkadaşlarım ve ben yıprandık ve tükendik. Maddi ve manevi açıdan dava açacak gücümüz yoktu. Patronumuz da bunları çok iyi biliyordu, bizi arabuluculuk üzerinden tazminatsız bir şekilde işten çıkardı.
Şirketiniz sonradan isim değiştirmişti, işten çıkma sürecine ek olarak bu isim değişikliği ve sonrasındaki süreç hakkında bilgi verebilir misiniz?
Bize iş yok dedikten sonra dışarıda fason üretim yaptırdı, fason onun için çok daha kârlı oldu, hem de bizim yemek gibi temel ihtiyaçlarımız kendi iş yerinde karşılanmamış oldu. Patronumuz da iş yerinde daha fazla masraf yapmak istemedi. İşi olmasaydı kesimhanesi çalışmazdı, bize iş yok derken o para kazanmaya devam etti.
Siz ne yaptınız, nasıl bir yol izlediniz?
Biz grup olarak birbirimize haber göndererek işe gitmeye karar verdik çünkü yasal olarak ayın birinde iş yerleri açılmak zorundaydı. Aksi halde işveren ya bizi işten çıkartacaktı ya da bize maaşlarımızı verecekti. Biz de arkadaşlarımızla toplu bir şekilde işe gittik ve bunları söyledik “ya bize toplu iş başı yaptırırsınız ya da işten çıkartırsınız.” Patron ikisini de kabul etmedi, bunlardan birini kabul etmek zorunda kaldığında da kendisi için en kârlı olanı tercih etti. Bizi işten çıkarttı ve ihbar tazminatımızı ödemedi.
Fazla mesai dayatması en büyük hak gaspı oluyor
Çalıştığınız süre boyunca yaşadığınız haksızlıklar nelerdi?
Bizim için yaşadığımız hak gasplarının başında fazla mesailer geliyor. İşe girmeden önce mesaiye kalıp kalmayacağımız bize soruluyor ve bu çalışanın isteğine bağlı olarak belirleniyor. Bir de mesai süresinin belirli bir saati var ve bunu doldurduktan sonrası zaten yasak. Ama bu mesaiyi hem zorunlu kılıyorlar hem de mesai süresinin çok daha üstünde mesaiye kalıyoruz. Bizleri, akşamları parmak bastırıp şifremizi yazıp tekrardan çalıştırıyorlar. İşten çıkmışız gibi gösterip geri dönüp çalışmaya devam ediyoruz. Bunlara ek olarak alanımız olmayan yerlerde çalıştırılıyoruz. Örneğin ben makine operatörü isem makinede iş yokken benim başka bir iş yapmam yasak çünkü diğer işleri bilmiyorum, bu işe de makine operatörü olarak başlıyorum ama işveren bunları dikkate almıyor. Eğer işim yoksa beni paketleme bölümüne alabiliyorlar. Ben paketleme bölümünden anlamıyorsam da dikkate alınmıyor. İş kazaları bu şekilde ortaya çıkıyor zaten. İğne kullanmayı bilmeyen biri iğne ile çalışınca delikler ve kesikler oluşuyor, yaralanıyor. Bir gece temizlik görevlisi arkadaşlarımızı işleri bittiği için kesimhaneye gönderdiler ve kesimhanede bıçak kullanmaları gerekiyordu. Bu bıçakla çalışma işçilerin çalışma koşullarını daha riskli hale getiriyordu.
Hakaret ediyorlar, bağırıyorlar, işçileri eziyorlar
Tekstil sektöründe emekçilerin çalışma koşullarının ne kadar kötü olduğunu biliyoruz. Bu konuda başka ne gibi sorunlar yaşadınız?
Tekstil çalışanları olarak biz genellikle sektörü nankör olarak tanımlıyoruz. İçinde bir sürü kötü şart barındıran bir meslek. Genelde patronlar bu kötü şartları sürekli tutmak için üst kademedeki çalışanları, ustaları ve şefleri kullanıyor. Patronla iş birliği yapıp işçilere oldukça kötü davranıyorlar. Çalışanlara hakaret ediyorlar, bağırıyorlar, işçileri eziyorlar. Bunlar bir iş yerinde olacak şeyler değil. Fakat biz tekstil çalışanları bunların hepsini görüyoruz. Şiddet gittikçe artıyor. Psikolojik şiddet işi katlanılmaz kılıyor. İşinize karışmaması gereken insanlar gelip sizin işinize karışıp size bağırması gibi örnekleri sık sık görebilirsiniz. Örneğin ütü paket şefinin bizim bölümümüzle alakası yok fakat gelip bize bağırabiliyor, hakaret edebiliyor.
12 Eylül’de Kartal Meydanı’nda “Şimdi Sosyalizm Zamanı” demeye çağırıyorum
Tekstil sektöründe çalışan bir işçi olarak talepleriniz nedir ve bu sektörde çalışan işçilere ne söylemek istersiniz?
Bizler çalıştığımız yerlerde çok fazla sorunla karşılaşıyoruz ve bu sorunların temelinde bu sektörde patronların istediği gibi hareket edilmesinden kaynaklanıyor. Patronlar nasıl daha çok kazanacaksa ona göre çalışma şartlarımızı belirliyorlar. Kontrol edilemiyor. Örneğin mesai saatimizi doldurduğumuzda izin istiyoruz ama izin verilmiyor. Cumartesi veya Pazar günü çalışmıyoruz aslında ve bu günler eğer iş yerinde iş varsa ve biz izin istediysek bize psikolojik şiddet uygulanıyor. İzinlerimizi kullanabilmek istiyoruz. Psikolojik şiddete maruz kalmak istemiyoruz. Bir iş yerinde adaletli bir şekilde çalışmak istiyoruz.
Son olarak buradan tüm tekstil işçilerine bir çağrıda bulunmak istiyorum. Bizim işyerimizde yaşadığımız sürecin pek çok tekstil atölyesinde yaşandığını biliyorum. Ortak sorunumuzun ortak çözümü de olmalı. Bu yüzden bir tekstil işçisi olarak 12 Eylül Pazar günü Kartal Meydanı’nda yapılacak olan “Şimdi Sosyalizm Zamanı” mitingine tüm tekstil emekçilerini çağırıyorum.



