DARLANMA - KORKMA | BİZİMLE İRTİBATA GEÇ

İzmir’de çalışan etüt merkezi öğretmenleri PE’ye yazdı: Sömürüye alışmak zorunda bırakılanlarız

İzmir’de çalışan bir etüt merkezi öğretmeni, etüt merkezlerinde çalışan emekçileri anlattı. Mesleğe başladıkları ilk günlerde, öğrencilere verecekleri eğitimin hayalini nasıl kurduklarını anlatan öğretmen, ağır çalışma koşulları ve etüt merkezlerinde çalışan emekçilerin uğradıkları haksızlıklara karşı mücadele etmenin önemine değiniyor ve etüt merkezi çalışanlarını birlik olmaya çağırıyor.

İzmir etüt merkezi öğretmenleri adına gönderilen yazıyı sunuyoruz:

Sömürüye alışmak zorunda bırakılanlar: Özel Etüt Merkezi öğretmenleri

Eğitim fakültesinden mezun olmuş, hayallerinde öğrencilerine deneyler yapmak, şiirler okumak, şarkılar söylemek varken; ‘’devlet’’ kadrosuna giremediği için özel sektör kapılarında soluğu alan milyonlardan birisiyim. Özel bir etüt merkezinde öğretmenim.

Kimdir özel kurumda çalışan bir öğretmen? Daha çok ‘yardımcı’ öğretmen olarak öğrenciler ile beraberdir. Evet, bilgilerini paylaşabilir öğrencileriyle ama ödev ve not veremez. Sınırları bellidir, dışına çıkamaz. Okuldan artan zamanlarda ders anlatıp minik kalplere dokunmaya çalışır. Çok emek verir, sonucunu bile göremez.

Eğitim kümülatiftir. Öğretmen tohumunu izler, gerektiğinde sular, gerektiğinde güneşe çıkarır. Bu anlamda süreci gözlemlemek ve öğrencinin ihtiyacına yetişmek gerekir. Elbette öğretmen için uç veren bir filiz, heyecan vericidir; öğrencisini böylece daha ileriye taşıyabilir. Ancak bu kurumlarda, yeni çıkan bir filizin heyecanı bile öğretmene kalmaz. Bu öğretmenlerin filizi ‘sınırı çizene’ görünür. Yani kurum patronlarına; her şeyin üzerine konan patron, bu emeğin karşılığı olan mesleki tatmini bile üstüne alır. Alışmıştır çünkü.

Eğitime para girdiği zaman; eğitim kurumu ticarethaneye dönüşür. Şu an ülkemizde bilinen irili ufaklı binlerce ticarethane var. Ancak her ilde; görülmeyen, duyulmayan merdiven altı eğitim kurumları diyebileceğimiz yüzlerce işletme de var. Adları bazen etüt merkezi, bazen öğretim kurumu, bazen de kurs merkezi… Apartmandan bozma, verilen hizmete ne kadar ‘’eğitim’’ denebileceği meçhul bu kurumlarda çalışan binlerce öğretmenden; bakıcılık, servis anneliği, yemek dağıtımı görevlerinden sonra asıl mesleği yapması beklenilir. Tabii dönem dönem broşür dağıtma, reklamcılık ve sosyal medya paylaşımı gibi görevleri de unutmamak gerek.

Bu meslekte eğitim çok yönlüdür. Öğrenci her anlamda hayata hazırlanır. Görev tanımında olmayan işler bu sebeple göze batmaz. Ancak patron öyle düşünmez, tek düşündüğü kârdır. Her işe koşan öğretmen sevilir bu yüzden, öğrencisini seven öğretmen onlar için limitsiz kredi kartı gibidir. Öğretmenler bu ikilem içinde sıkıştırılır: Öğrenciye yararlı olmak, kuruma yararlı olmak, etik kurallarla mesleğini sürdürmek ve kaçınılmaz sonuç olarak tükenmek… Tükenmesine bile izin yoktur aslında; yalnızca bir mesleği vardır, onunla hayata tutunması ve umudunu koruması gerekmektedir. Patronlar bunu çok iyi bilir.

Diyelim ki yeni mezun bir öğretmensiniz; en iyi ihtimalle sizi bekleyen en az haftanın 6 günü asgari ücretle çalışmaktır. Deneyim kazanmanız gerektiğini düşünürsünüz: Sözleşmeye bağlı kalmayıp görev tanımınızı sürekli genişleten patronlara da, bu kötü şartlara da katlanırsınız. Aylar geçer, yıllar geçer. Elinizde kalan tek şey borçlarınız ve eğitiminiz boyunca beslediğiniz umudunuzun son kırıntılarıdır. Bir de yorgunluk… Artık deneyimli olduğunuzu düşünüp zamanla daha iyi şartlar beklersiniz. Patronlar bunu bilir. Bu yüzden bir kurumda uzun süre çalışamazsınız. Gittikçe kötüleşen şartlar, zaman zaman asgari ücretin altında kalacak tekliflerle istifaya zorlanırsınız. Bulacağınız başka bir iş de daha iyi durumda olmayacaktır. Patronlar bunu da bilir. Çünkü her patron, aynıdır.

Şehirlerde patronların bir anlaşma içinde olduğu ve öğretmenleri seçeneksiz bırakma çabası ortadadır. Anlaşılan o ki, bu plan çok da iyi işler. ‘En azından açıkta kalmayalım’, ‘kredilerimi ödeyeyim bari’, ‘akşamları ek iş yaparım’ gibi düşüncelerle doludur öğretmenlerin zihni. Öğretmenler umudunu kaybetmemeye çalıştıkça patronlar her anlamda zenginleşir. Daha uzun çalışma saatleri, mola saatlerinin gaspı, daha düşük ücretler, ücretlerin bölünerek verilmesi, ücretsiz sınav nöbetleri, ücretsiz ek mesailer, mesai saati dışında yaşanan telefon görüşmeleri, meslek tanımında olmayan iş yüklerinin artması, alaylı söylem ve davranışlar, aşağılayıcı şakalar, daha neler neler. Bunlarla baş etmeye çalışan bir öğretmenden yüksek motivasyon nasıl beklenebilir? Öğretmenler hayata tutunma umuduyla kötü şartlara alışmaya çalıştıkça patronlar da sömürmeye alışır.

Artık yetmez mi? Bütün bu adaletsizliğe son vermenin zamanı gelmedi mi? Geç bile kalındı…

Peki ne yapılabilir? Aslında sorunun cevabı çok önceden verilmiştir: Patronların işbirliğine karşı emekçinin örgütlülüğü. Sömürüye karşı emeğin savunusu. Özel kurumlardaki her bir öğretmen, verdiği emeğin gücüne ve söz söyleme hakkına sahip çıkmalıdır. İnsan olmanın yolu; yaşamı bir şekilde idame ettirmek değil, insanca yaşama hakkına sahip çıkmaktan geçer. Bu yol zor ve meşakkatli de olsa; bizi emeğimize yabancılaşmadığımız, mesleğimizi layıkıyla yaptığımız aydınlık yarınlara götürecek tek yoldur. Birlik olarak adımlarımızı büyütelim, bu yolu birlikte yürüyelim.

BU DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Ünteks tekstil fabrikasında sendikal örgütlenme yaptığı gerekçesiyle işten atılan işçi anlattı

Diyarbakır’da üretim yapan Ünteks tekstil firması sendikal örgütlenme yapan işçileri önce ücretsiz izne çıkardı, ardından …

5 1 vote
Article Rating
Kaydol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x