İki yıldır Türkiye’de yaşayan İspanyalı göçmen bir özel okul öğretmeni yaşadıklarını Patronların Ensesindeyiz Ağı’na anlattı.
Çalıştığı okulda eşitsizlikler yaşandığını, turist vizesiyle çalıştırıldıkları için sigorta girişlerinin olmadığını, tam kapanma döneminde bütün öğretmenlerin maaşlarını almasına rağmen kendisine ödeme yapılmadığını belirten göçmen öğretmen, yapılması gerekenin öğretmenlerin bir araya gelmesi ve haklarını birlikte talep etmesi olduğunu söyledi.
Merhaba. Sizi tanıyarak başlayalım isterseniz. Türkiye’ye ne zaman geldiniz?
Türkiye’ye iki yıl önce geldim. İki yıldır dil kursları ve özel okullarda seçmeli dil olarak İspanyolca öğretiyorum.
Geldikten sonra sadece öğretmenlik mi yaptınız peki?
Evet, sadece öğretmenlik yaptım.
“Turist vizesiyle çalıştırılıyoruz”
Peki çalıştığınız süre boyunca Türk öğretmenlerle aranızda nasıl farklar vardı? Ya da var mıydı?
Evet, farklar var. Çalışma saatim aynı branştaki başka bir öğretmenden daha çok ya da az değil ama kazancım oldukça düşük gibi hissediyorum. Bu yüzden mesela birden fazla okulda yarı zamanlı ders vermek zorundayım ve ek olarak özel dersler ve dil kurslarında da çalışarak geçimimi sağlamaya çalışıyorum. Sigorta ile ilgili; birçok yabancı öğretmen gibi ben de güvencesiz çalışıyorum. Burada çalışmaya ilk başladığımda turist vizem vardı, turist statüsünde geldim çünkü. Sonra turist vizemi oturum iznine çevirmek için başvurdum. Ama bu süreç çok uzun sürdü ve oturum kartımı aylarca alamadım. Ama bir şekilde çalışmam ve para kazanmam da gerekiyordu. En başta bu sebepten sigortasız bir şekilde çalışmaya başladım ve oturum iznimi alır almaz çalıştığım okuldan sigorta girişimin yapılacağı söylendi. Daha sonra oturum iznimi aldım, kimlik kartım geldi ama sigortam başlatılmadı. Güvencesiz çalıştığım için resmi tatillerde sözleşmeli Türk öğretmenlere yapılan ödeme bana yapılmıyor mesela. Tatil varsa sana para yok deniyor. Mesela bu sene başında bir kolej ile anlaştım, işe aldılar beni. 3000 lira maaş için anlaştık. Sonra uzaktan eğitim olacağı söylendi ve evden çalışacağım için 2250 lira verdiler. Sanki ben tatil yapmak için evde kaldım gibi yani. Herkes evden çalıştı ama Türk öğretmenlere bu kesinti yapılmadı.
“Sürekli Türkçe konuşuluyor ve bu dilde senden, daha önce açıklama yapmadıkları bir şeyler isteniyor”
Okulda tüm öğretmenlerin sorunları oluyordur. Sorunlara karşı diğer öğretmenlerle dayanışma içinde olabiliyor musunuz?
Hayır, maalesef olamıyorum. Çünkü yabancı olmak o grubun dışında olmak gibi. Çalıştığım hiçbir okulda herhangi bir oryantasyon ya da bilgilendirme sürecine dahil edilmedim. Bambaşka bir ülkeden gelmene rağmen bu ülkedeki eğitim sistemine, kurallara ve resmi prosedürlere hakim olduğun varsayılıyor ama aslında hiçbir şeyden haberin yok. Sürekli Türkçe konuşuluyor ve bu dilde senden, daha önce açıklama yapmadıkları bir şeyler isteniyor. Ben Türkçe öğrenmeye çalışıyorum, günlük hayatımı sürdürecek kadar da biliyorum ama resmi kavramları bilmiyorum ki. ‘’Ders Kesim Raporu’’ deniyor mesela evet bu kelimeleri biliyorum ama ne olduğunu bana kimse anlatmamış. Kendimi kayıp hissettiğim çok durum oldu ve idareciler tarafından sanki sen çalışmak istemiyor ya da işini ciddiye almıyormuşsun gibi hissettiriliyor. Bu şekilde çalışmak çok zor, psikolojik anlamda da. Bu durum bence benim yabancı olmamla da ilgili değil, ben iki yıldır Türk öğretmenler arasında da böyle bir dayanışma ortamı gözlemlemedim. Bu yabancı ya da Türk olmaktan öte, özel okulların çalışma sistemiyle ilgili. Piramit gibi yani bir hiyerarşik sistem var. Bir sorun olduğu zaman öğretmenler birbiriyle konuşmuyor, hemen müdüre ya da idareciye gidiyor o konu.
“Tam kapanma sürecinde Türk öğretmenlerin maaşları ödenirken bana yapılmadı”
Peki pandeminin etkisi nasıl oldu? Sorunlar arttı mı? Yabancı öğretmenler bu süreçten nasıl etkilendi?
Evet bizim durumumuz pandemide daha kötüleşti. Daha önce söylediğim gibi ben birden fazla okulda çalışmak zorunda kaldım çünkü teklif edilen maaşlar çok komik rakamlar. Aylık 700 lira kazandığım bir anaokulunda çalışıyordum mesela. Bu şekilde hayatta kalmak mümkün değil. Pandemi sürecinin kötüye gitmeye başladığı ve tam kapanmaya geçildiği dönemlerden biriydi sanırım, okul müdürü tarafından bana bir mesaj geldi ve anaokulunun belirsiz bir süre kapalı olacağı söylendi. Bu sürede aynı anaokulundaki Türk öğretmenlere maaş ödemesi yapıldı ama ben de orada çalışan olmama rağmen bana herhangi bir ödeme yapılmayacağı söylendi. Daha sonra okul açılınca beni arayacaklarını söylediler. Ben de başka iş bulmak zorunda kaldım. Sonra okul açıldı ve galiba bir ay sonra beni aradılar, yarın okula bekliyoruz sizi demek için. Ben başka iş bulduğumu söyledim ve okul olarak biz zor durumda kalırız lütfen gelin dendi. Bu beni ilgilendirmez, yani ben de okul yüzünden zor durumda kaldım ve kimse bunu düşünmedi. Gitmedim sonuç olarak. Bunun dışında, yine sigortasız çalıştığım ve resmiyette öğretmen olarak görünmediğim için diğer öğretmenlerle aynı dönemde aşı hakkından faydalanamadım. Ve bu dönemde bana kimse, sen evden çalışabilirsin demedi. Tamamen güvencesiz ve aşısız bir şekilde yüz yüze eğitim için okula çağrıldım.
Türkiye’de özel okul öğretmeni olmak nedir sizce?
Bunu, öğretmenlikle hiç ilgisi olmayan üç farklı meslek üzerinden özetleyebilirim. Birincisi, çocuk bakıcılığı gibi. Çünkü senin çalışan olarak okula ne kadar saat mesai harcadığın, yaptığın işin kalitesinden daha önemli görülüyor. İkincisi, ofis çalışanı ya da sekreter olmak gibi. Bu özellikle pandemi sürecinde daha da artan bir durum oldu. Öğrencilerin ve hatta velilerin ne yapması gerektiğini, ödevleri, dersleri ve toplantıları sürekli hatırlatmakla yükümlü bir danışman gibi görülüyoruz. Çünkü burada özel okullardaki sistem, çocukların ve gençlerin kendi öğrenme süreçlerinin aktörü olmasını teşvik edici bir misyon üstlenmiyor. Bunun bir örneği olarak şunu paylaşabilirim mesela telafi döneminde online derslere çok az öğrencim katıldı ve dersteki öğrenciler ‘’Neden bu kadar az kişiyiz? Niye kimse derse gelmiyor?’’ sorularını bana yönelttiler. Bahsettiğim duruma somut bir delil bu. Son olarak da ‘’vendedor puerta fria’’ dediğimiz bir şey var İspanyolca’da. Türkçe ya da İngilizce’de ne demek tam bilmiyorum ama kapı kapı gezip katalogla bir şeyler satmaya çalışan insanlara diyoruz. Çünkü öğretmen olarak yaptığın her iş, okul tarafından veli memnuniyeti bazlı olarak değerlendiriliyor. Çocuk o sırada gerçekten öğreniyor mu ya da öğrenmiyor mu bir önemi yok. Onun bile değerlendirmesini veli yapıyor.
“Yapmamız gereken bir araya gelmek ve hep birlikte haklarımızı talep etmek”
Son olarak burada çocuklara temas ettiniz. Türkiye’de eğitim verdiğiniz çocuklara ya da meslektaşlarınıza gelecek için ne söylemek istersiniz?
Çocuklara şunu demek isterim, her şey onların elinde. On beş yıl sonra bu ülkenin nasıl bir yer olacağı onların elinde çünkü geleceği şekillendiren çocuklar ve gençler. Bu dünyanın her yerinde böyle. Her şeyin elimizin altında olduğu böyle bir dönemde asıl önemli olan ne kadar bildiğiniz değil o bilgiye ve farkındalığa nasıl ulaştığınız. O yüzden kendilerine empoze edilen her şeyi göz ardı edip birey olmaya ve kendi öğrenme süreçlerinin aktörü olmaya çalışmalılar.
Meslektaşlarıma da şunu söylemek isterim iş yaşamı bir koşu yarışı değil. Önemli olan, her an birbirimizle yarışmak yerine dayanışma içinde olduğumuz, sağlıklı bir çalışma ortamı yaratmak ve mümkün oldukça bir araya gelmek. Bu aslında çocuklarla ilgili söylediklerimle de bağlantılı. Çünkü otonom olmaya teşvik edilmedikleri için yetişkin olduklarında da birinin gelip kendilerini kurtarmasını bekliyorlar. Yapmamız gerekense bence tam tersi, bir araya gelmek ve hep birlikte talep etmek.



