Öğretmenler anlatıyor: Meslek liselerinden sömürü ve yoksulluk manzaraları!

Eğitim alanının önemli bölümünü oluşturan meslek liseleri, AKP hükümetinin ve patronlarının sürekli gündeminde. Patronlar mesleki eğitimi her fırsatta ‘’memleket meselesi’’ olarak gördüklerini belirtirlerken, yaşananlarla esas meselenin sömürü meselesi olduğu görülüyor. 15 Mart Pazar günü İstanbul’da Eğitim Hakkı İçin Öğretmen ve Veli Çalıştayı’na hazırlanan meslek lisesi öğretmenlerine işin aslını sorduk, onlar da tüm açıklığıyla anlattı.

Merhaba. Öncelikle bu alanda çalışan teknik öğretmenler olarak mesleki ve teknik eğitim alanına ilişkin neler söylemek istersiniz?

Hasan: Kapitalist Türkiye’de mesleki ve teknik eğitimin genel seyrine bakıldığında diğer alanlarda olduğu gibi tümüyle patronların ihtiyaçlarına uygun şekilde dizayn edilmeye çalışıldığını görürüz. Patronlar için memleket meselesi, bu okullara gitmek zorunda kalan yoksul emekçi çocuklarının geleceği midir?  Elbette değil! Çünkü patronlar, emekçi çocuklarının bilgiye ulaşımını zaten her kademede paralı hale getirip eğitim hakkını gasp etmiş durumdalar. Onlar için memleket kâr hırsıdır, ucuz işgücüdür. Meslek liseleri de bu amaçla onlar için piyasaya ucuz, nitelikli iş gücü yetiştirme amacı taşıyor. Eğitim bakanlığını bir patrona teslim ederek gerici oldukları kadar da piyasacı olduklarını göstermiş oldular. Bakanın ilk işi öğretmenlere mobilya ve önlük pazarlamak oldu.

Meryem: Anayasada belirtilen fırsat eşitliğine rağmen, yoksul ailelerin çocukları, hayatın her alanında olduğu gibi eğitimlerini de eşit alamıyorlar. Gerici, bilim dışı eğitim sisteminden sıyrılıp bilimsel ve laik eğitim alamayan öğrenciler, 8. sınıf sonunda yapılan sınavlardan aldıkları düşük puanlar neticesinde evlerine en yakın mesleki ve teknik okula gitmek zorunda kalıyorlar. Yani mesleki eğitim için, eski isimleriyle ticaret, turizm, sağlık, endüstri ya da imam hatip liselerine kayıt yapıyorlar. Gelen öğrencilerin birçoğu neredeyse okuma-yazma güçlüğü çekiyor, dört işlem yapamıyor.

 ‘’Çocuk emeği temel sömürü kaynağı’’

MEB, geçtiğimiz günlerde, 2019 yılı boyunca meslek liselerinden ekonomiye 392 milyon liralık gelir aktarıldığını açıkladı. Bu ne anlama geliyor? Bu gelirin kaynağı nedir?

Hasan: Meslek liseleri aynı zamanda birer fabrika olarak çalışıyor. Bazı bölümler işçi yetiştiriyor evet, ama bazı bölümler üretimde bulunarak üretilen ürünleri doğrudan satıyorlar. Burada da döner sermaye işletiliyor ve temel sömürü kaynağı çocuk emeği oluyor. Örneğin Mobilya ve İç Mekân Tasarımı, Metal Teknolojileri, Makine Teknolojileri, Uygulama Otelleri gibi alanlar bu açıklanan rakamların da kaynağına işaret ediyor. Ama bu rakamdan daha fazlası da var.

Meryem: Anadolu Meslek Lisesi programına devam eden öğrenciler, 12. Sınıfta, 24 saat İşletmede Beceri Eğitimi dersi ile işletmelerde staj yaparlar. Haftanın belirlenmiş 3 günü ve 8 saatlik mesai olacak şekilde. İşletmelerin, staj için aldıkları öğrencilerin sorumluluklarını “Usta Öğretici Belgesi” olan kişilere verme zorunluluğu vardır. Ancak bu kural daima göz ardı edilir ve her sorumlunun usta öğretici belgesi varmış gibi stajyer kabul edilir. Biliyoruz ki belgenin arandığı durumlarda işletmeler stajyer öğrenci almayacak ve öğrencileri işletmelere yerleştirmek çok zor olacaktır. Yine aynı sebeple, devlet işletmelere çalışan sayısına oranla teşvik ödeyerek işletmelerin stajyer öğrenci almasını kolaylaştırmıştır. Bu da işletmeler için daha az maliyetle daha fazla sömürü imkânı doğurmuştur. Stajyerlere dair tek giderleri kanunla belirlenmiş minimum maaşın yarısından fazlasını da geri alan işletmeler, öğrencilere fazla mesai yaptırma, tatil günlerinde çalıştırma gibi kanuna aykırı uygulamalar da yapabiliyor. Bunların yanına angarya işler, baskı, iş güvenliği sorunları ve tacizi de eklemek gerekiyor.

Evrim A: Öğrenciler staja gittikleri işyerlerinde çoğunlukla alanına uygun işlerde değil getir-götür işlerinde çalıştırılıyorlar. Angarya iş yapmaları yetmiyormuş gibi, bu öğrencilere verilen bir işi yeterince iyi yapamadıklarında nasıl doğru yapacaklarını da öğretmiyorlar, bunun yerine öğrenciyi aptal olmakla suçluyorlar. Birçok öğrenci gittikleri işyerlerinde çalışanların mobingine maruz kalıyor.

İş yerlerinde öğrenciler tacize de uğrayabiliyor. Bazen öğrenci yapılan hareketin taciz olduğunu anlayamayabiliyor. Bir kamu kurumunda staj yapan kız öğrencime erkek bir çalışan tarafından sözlü tacizde bulunulmuştu. Öğrencinin bana çalışanın ona söylediği sözün taciz olup olmadığını sorması üzerine okul idaresi kurum ile iletişime geçmiş ve olay ortaya çıkmıştı. Öğrencinin çalıştığı kurumun müdürü olayı öğrenir öğrenmez öğrencimizin kılık kıyafetinden dolayı buna maruz kaldığını savunmuştu. Biz olayın üzerine gidince kurum müdürü olayı kapatmak için oldukça çaba harcamıştı.

Mehmet Emin: Öğrencilerin staj sigortalarının devlet tarafından yatırılması ve staj ücretlerinin bir kısmının devlet tarafından patronlara iade edilmesi öğrencileri değil yine patronları düşünerek yapılan bir uygulama. Bu sayede patronlar neredeyse maliyetsiz olarak işçi istihdam etmiş oluyorlar.

‘’Kazanan hep patronlar’’

Millî Eğitim Bakanlığı’nın gerici ve piyasacı politikalarının mesleki ve teknik eğitim okullarında ne tür yansımaları oluyor?

Meryem: Eğitimin her kademesinde olduğu gibi meslek liselerinde de gerici vakıf ve derneklerle yapılan protokollerin yanında özel işletmelerle yapılan protokoller bulunuyor.  Piyasacı eğitim anlayışıyla meslek liselerini protokollerle patronların insafına bırakıyorlar. Bu protokollerle her okula bir hami işletme ataması yaparak devlet aradan çekiliyor. Hami proje okullarında öğretmen atamaları merkezi olarak yapılmak yerine, öğretmen CV ile okul müdürüne başvuruyor ve süreçleri ayrı ayrı takip ediyor. Yine protokol, okul hamisine okulda istediği alanlarla ve öğretmenlerle çalışma imkânı, hatta müfredata dair değişiklikler yapabilecek genişlikte imkânlar veriyor.

Mehmet Emin: Her ne kadar “milli” eğitim olması gerekse de mesleki okulları şirketlerin kucağına atan politikalar sayesinde bu okullarda eğitim milli olmaktan çıktı. Okullarımız Alman, Amerikan, İtalyan, Japon firmaları tarafından desteklenmek zorunda bırakıldı. Tabii ki bu şirketler mesleki yeterlilik kazanmış öğrencileri ucuz iş gücü olarak kadrolarına almayı hedefliyor. Aslında kazanan yine patronlar.

Hasan: Sadece şirketlere devredilmiş okullar değil ciddi anlamda tersinden bir kaynak aktarımı var. Mesleki eğitim verilen çoğu okullar gerekli atölye, teçhizat, fiziki donanımdan yoksun. Ama aynı yoksunluk dinselleşme söz konusu olduğunda bir anda ortadan kalkıyor. Emekçi çocuklarını Ensar Vakfı, İHH, Gençlik Meclisleri gibi dinci kuruluşlarla yapılan protokollerle, uydurulmuş yardımlaşma faaliyetleriyle ya da gerici etkinliklerle örgütlemeye çalışıyorlar.

 ‘’Öğretmenler şirketlerden malzeme dileniyor’’

Sürekli dönüşüme uğrayan eğitim sisteminden mesleki ve teknik eğitim okulları da payını alıyor. Sistem değişiklikleri ne gibi sorunları beraberinde getiriyor?

Mehmet Emin: Mesleki eğitim, uygulamaya dayalı pahalı bir eğitim türü. Buna rağmen düz lisenin tabelasını değiştirip meslek lisesi yapan zihniyet bize tanıdık geliyor. Yaptım oldu zihniyeti ile kurumların yönetilemeyeceği 2020 yılında anlaşılmış olması gerekirken bu düşüncesiz uygulamaların sonucunda öğretmenler şirketlerden malzeme dilenmek zorunda bırakılıyor.

İmam Hatip Liselerinde birçok boş sınıf ve kullanılmayan fiziki mekânlar varken hala yatırımların meslek liseleri yerine bu okullara yapılması akıl almaz bir durum. Dünyanın hiçbir yerinde din adamı yetiştirmek için bu kadar yatırım yapılmıyor.

Peki, bu değişiklikler müfredata ve öğretim materyallerine nasıl yansıyor?

Hasan: Mesleki derslerin içeriği piyasalaştırmaya uygun olarak boşaltılmış durumda. Temel teorik bilimsel bilgiler neredeyse hiç yok. Bizim bölümümüzde müfredat tamamen bakım, onarım ve tamir işlerinin öğretildiği teknik servis elemanı yetiştirmeye dönük hizmet içi eğitimden ibaret hale geldi. Tam da patronların istediği şekilde.

Mehmet Emin: Müfredat gelişen teknolojiyi yakalamakta çok geç kalıyor ya da müfredata giren konular malzeme, ekipman, atölye, laboratuvar yetersizliği sonucunda teoride kalıyor. Birçok dersin içeriği bile mevcut değil.  Dolayısıyla öğrenciler boş içeriklerle uzun süreler okulda tutuluyor.

Meryem: Meslek dersleri müfredatı, öğretim programları ne kadar değişse de aynı kalıyor, güncellenmiyor çoğu zaman. Kitaplar MEB tarafından gönderilmediği için tamamen okul inisiyatifine bırakılıyor. Ödenek yetersizliğinde okullarda kitap temini öğrencilerden para toplama yoluyla gerçekleşiyor.

Tüm bu eksiklikler, oldukça yüksek öğrenci sayısına sahip okullarda eğitim öğretim işlemlerini aksatıyordur. Bu durumlarda ne yapılıyor?

Hasan: Her okulda olduğu gibi okul aile birliğine bağış yaptırılarak kayıt parası alınıyor. MEB’in yeterince bütçe ayırmadığı gerekçe gösterilerek son sınıf öğrencilerinden yine staj defter ücreti alınıyor bağış adı altında. Benzer gerekçelerle eğitim öğretimin bir parçası olan gereçlerin (takım çantası, önlük, ders uygulama gerekçeleri) ücret karşılığında öğrenciler tarafından tedarik edilmesi isteniyor. Yeterli personel çalıştırılmadığı için benim çalıştığım okulda genelde tuvaletler kilitleniyor. Bu durum okullarda çocukların sağlığını etkileyecek ciddi riskler barındırıyor. Tüm bu eksikliklerin bir şekilde yoksul ailelere yüklenmesi ciddi yük anlamına geliyor.

Okuyamıyorsan açık liseye!

Peki, bunların yarattığı sonuçlar neler oluyor?

Evrim A: Son yıllarda açık liselere çok fazla öğrenci kaymaya başladı. Örgün öğretime devam etmesi gereken öğrenciler açık liselerin meslek alanlarını tercih ediyorlar. Bu tercihin oluşmasının önemli bir nedeni öğrencinin ailesinin maddi durumunun kötü olması nedeniyle örgün eğitimden ayrılması. Gündüz işte çalışan öğrenciler akşam meslek liselerinde derse geliyorlar. Çocuk işçiler eğitimlerini tamamlayabilmek için işten sonra okula gelerek akşam geç saatlere kadar ders görüyorlar. Açık liselere katılan öğrencilerin büyük bir kısmı aynı zamanda çocuk işçilerdir. Bu sayı gün geçtikçe artmakta.

 ‘’Bazı öğrenciler okula aç geliyor’’

Peki, çocuklar ulaşım, yemek gibi temel ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorlar?

Evrim A: Çocukların yemek arası okuldan çıkması yasak. Ya evinden yemek getirmek ya da kantinde yemek zorunda kalıyorlar. Okullarda kantinler ihaleyle verildiği için öğrencilere ürünler pahalı satılıyor. Meslek liselerine gelen öğrencilerin aileleri çoğunlukla alt gelir grubu olduğu için ailelerin çocuklarına harçlık verememe durumu olabiliyor. Hatta ülkedeki işsizliği düşünürsek aileye gelir getiren biri olamayabiliyor. Bu durumda öğrenciler okula aç geliyor.

Bizim okulumuzda, aç kalan ya da maddi durumu kötü olduğu için ayakkabı ve kıyafet alamayan öğrenciler için öğretmenler her ay maaşlarının bir kısmını oluşturdukları bir yardımlaşma ve dayanışma hesabına aktarıyorlar. Burada biriken paralar ile okuldaki aç olan öğrencilere kantinden bir öğün yemek yemeleri sağlanıyor. Ayakkabı ve kıyafeti olmayan öğrencilere mağazaların hediye kuponları verilerek öğrencinin ihtiyacını karşılaması sağlanıyor. Bu yardımlar öğretmenlerin üzerine bazen idareciler tarafından zorunlu olarak da yüklenebiliyor. Öğrencilerin yoksulluğunun ve açlığının nedenleri tartışılmıyor. Aynı okulda, İHH, öğrencilere kumbaralar göndererek sınıflarda görevlendirilmiş öğrencilerin İHH’ye para toplamasını sağlıyor. Girdiğim sınıflarda her gün önüme defalarca kez İHH’nin kumbarası geliyor. Bunca yoksul öğrencinin olduğunu bilen idare İHH kutularına para atmayan öğrenci veya öğretmene psikolojik baskı uygulayabiliyor.

Mehmet Emin: Çocukların uzun ders saatleri boyunca dinlenebilecekleri alanlar yok. Yemekhanelerin olmaması gelişim çağındaki çocukların bütün gelişimini etkiliyor ve öğrenme sürecinde olumsuzluklar ortaya çıkarıyor. Okuldan sonra çalışan ya da başka sebeplerle gece geç uyuyan öğrenci planlı bir ulaşım hizmeti olmadığından ya da trafik sorunu yüzünden ya devamsızlık yapıyor ya da geç kalıyor. Okula zamanında gelse bile derste uyuyor. Anne-baba birlikte ise dahi ikisinin de çalışmasının, geçinebilmeleri için zorunlu olduğu aile yapısından bahsediyoruz. Uzun mesailer çocuğun ancak maddi ihtiyaçlarını karşılayabilmeye yönelik.

Çok teşekkür ederiz. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Bu tür sorunların devlet okullarının çoğunda yaşanıyor. Öğretmenlerin bu sorunlar karşısında eğitim hakkını nasıl savunacağını, parasız ve bilimsel eğitimin önemini, 15 Mart’ta Eğitim Hakkı İçin Öğretmen ve Veli Çalıştayı’nda hep beraber konuşacağız. Tüm eğitim emekçisi arkadaşlarımızı bu toplantıya çağırıyoruz. Bizler, öğretmenler olarak bunca soruna sessiz kalamayız, çıkışı hep beraber bulacağız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz
Captcha verification failed!
Captcha kullanıcı puanı başarısız oldu. lütfen bizimle iletişime geçin!