Festivalleri, sanat günleri ve renkli yaşamıyla öne çıkan Bozcaada’nın bir de
görünmeyen yüzü var: ağır çalışma koşulları ve büyüyen sömürü. Turizm
sezonunda nüfusu katlanan adada; eğlencenin ve sanatın arkasında uzun
çalışma saatleri, düşük ücretler, gasp edilen izinler ve güvencesizlikle mücadele
eden yüzlerce turizm emekçisi bulunuyor. Adada çalışan işçiler, çalışma
koşullarını ve turizm sektöründeki sömürü düzenini Patronların Ensesindeyiz
Haberleşme Dayanışma ve Mücadele Ağı’na anlattı.
ADADA SEZON YOĞUNLUĞU SINIRSIZ MESAİ DEMEK
Sezon yoğunluğu bahanesinin arkasına sığınan patronlar, işçilerin nefes almadan çalışmasını
isterken; mesai kavramını da ortadan kaldırdı. Günün her saatinde, akla gelebilecek tüm işleri
tek başına yapması beklenen turizm emekçisi İlke, çalışma koşullarını şöyle anlatıyor:
“Çalışma saatlerim yok. Otel çalışanları için konaklamalar genelde iş yerlerinde oluyor ve
orada bulunduğunuz her an sizden herhangi bir iş istenebilir. Ben de birçok butik otel çalışanı
gibi tek personel olarak çalışıyorum. Yani otel kahvaltısı, oda temizliği, ortak alanların
temizliği (bahçe, tuvaletler, mutfak vs.) her şeyin sorumluluğu bende. Bir yandan omlet
yaparken bir yandan çamaşır astığım ya da müşteriler kahvaltı yaparken bir sonraki müşteri
kahvaltıya gelene kadar oda temizliğine başladığım bir yoğunluktan bahsediyorum. Bu acil
işler bittiğinde de koca bir bulaşık, çamaşır yığınıyla baş başayım. Bunların yanında müşteriyi
otele yerleştirmek, resepsiyonda beklemek patron tarafından iş olarak bile görülmüyor. Bu
yüzden gerçekten kaç saat çalıştığımı bilmiyorum. Bu yetmiyor gibi kendi çalıştığım iş yerinin
işi bittiğinde, çoğunlukla patronun diğer oteline çalışmaya gönderiliyorum. Çünkü uzun süreli
rezervasyon yerine oteli doldurmak için tek gecelik rezervasyonlar alıyorlar. Yani patron her
şekilde kazanıyor, bizim normalde olması gerekenden daha çok çalışıp çalışmamamız ise
umurunda değil.”
“ÜÇ AY ÇALIŞTIM ÜÇ KEZ DENİZE GİREMEDİM”
Mesai kavramının ortadan kaldırılması, beraberinde işçilerin izin haklarının da gasp
edilmesini getiriyor. “Sezon yoğunluğu” bahanesiyle izinsiz çalıştırılma adada ciddi boyutlara
ulaşmış durumda. Pansiyonda çalışan Türkan, yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor:
“En temel hakkımız olan haftalık izin kavramı yok sayılıyor, haftanın 7 günü aralıksız
çalışıyoruz. İzin kullanmak istediğimizde patron, sezonluk işlerde anlaştığımız maaşa yedi
günün de dahil olduğunu söylüyor. İzin gününde çalışmak istemediğimizde mecbur
tutulduğumuz gibi, fazla mesai ödemesi de alamıyoruz. Şöyle anlatmam daha basit olacak
sanırım: Üç ay çalıştım ancak üç kez bile denize giremedim.”
Üç buçuk aydır izinsiz çalıştığını belirten İlke ise sömürüyü şu sözlerle özetliyor: “Haftalık izin
hakkı da mesai saati gibi; aslında yok. Haftalık izinden bahsettiğinizde patronlar gülüyor,sezonda ne izni diyor. Ben üç buçuk aydır izinsiz çalışıyorum ve bu normalleştirilmiş. İtiraz
ettiğinizde dayan 2 ay daha çalışacaksın zaten deniyor. Mental ve fiziksel sağlığınız için
dinlenmeye ihtiyaç duyuyorsunuz ama bu mümkün değil. Her sabah ellerim şiş ve ağrıyarak
uyanıyorum.”
Restoranda komi olarak işe başlayan Ayşe ise şunları söylüyor: “Günde 15 saat kesintisiz
çalışıyoruz, geriye kalan saatlerde de sadece uyuyoruz. Haftalık izin diye bir kavram asla yok.
Gün içerisindeki dinlenmelere antre deniyor ancak bu da sınırları belirli bir hak olarak
verilmiyor. Gün içerisinde 2 saat antremiz olabiliyorsa o gün çok şanslı oluyoruz. Ben denizin
dibinde çalışmama rağmen bir kere bile ayağım suya girmemiştir.”
İşçilerin izin hakkı söz konusu olduğunda “sezon kısa” diyerek yakınan patronların tutumunu
Dilan şöyle anlatıyor: “Adaya ilk geldiğimde yirmi odalı bir otelde aşçı yardımcılığı ve
bulaşıkçılık yapıyordum. Burada sabah altıdan gece ikiye kadar çalışıyordum. Doğru düzgün
dinlenme molamız bile yoktu. Sonrasında bir butik otele geçtim fakat burada da mesai diye
bir şey olmadığını gördüm. Altı odalı bir yerde tek başıma çalışıyorum. Kat görevlisi de benim,
bulaşıkçı da aşçı da temizlikçi de… Her işi tek başınıza yapmak zorundasınız. Bütün işler
üzerinize kalınca mesai tabii ki bitmiyor. Patron ‘Kar kârdır’ diye düşünüp bir kişi daha
çalıştırmıyor. Haftalık izin istediğimde ise ‘Zaten dokuz ay iş yapmıyorum, sadece üç ay
kazanıyorum’ diye yakınmaya başlıyor. Adadaki patronların üç ayda kazandığını biz işçiler
yıllarca çalışsak kazanamıyoruz.”
PATRONUN ÖZEL İŞİ DE İŞÇİNİN MESAİSİ: PANSİYONDA İŞ BİTİYOR, 80 YAŞINDAKİ
ANNESİNİN BAKIMI BAŞLIYOR
Bitmeyen mesainin yanı sıra patronların kişisel işlerini de yapmak zorunda bırakıldıklarını
anlatan emekçiler, yaşadıklarını şöyle aktarıyor:
Türkan: “Patronun 80 yaşında alzheimer hastası annesi vardı ve onun bakımını da bana
yüklemişti. Pansiyonda üç kişinin yapacağı işi tek başıma yaptıktan sonra bir de annesinin
bakımını yapmaya gidiyordum.”
İlke: “Ben birçok çalışanın patronun kişisel işlerini de yaptığını biliyorum. Ben de daha önce
yaptım. Yine otelde çalışıyordum ama patronumun evini temizlemeye gidiyordum ya da
akşama rakıya misafirleri gelecek diye meze istiyordu ve yapıyordum. Şimdi daha net bir sınır
çekiyorum ama sürekli azarlanma ve kovulma korkusuyla bunu yapıyorsunuz. Mesela benden
bir önceki çalışan patronun gömleklerini de ütülüyormuş bana gömleğim nerede derse bile
tersliyorum artık. İki kere kavga ettik, artık soramıyor.”
“KALACAK YER” VAR, İNSANCA BARINMA YOK
İlke: “Sezon işinde konaklama ve yeme içme karşılanıyor. Ya da böyle söylüyorlar ancak bu
koşulları da konuşmak gerek. Bozcaada’da ilk çalıştığım yerde kadın personel için patronun
evinin bodrum katına üç yatak koymuşlardı ve yastık ya da pike bile yoktu. Bunlar sağlanacak
idare edin dendi ama bodrum katı, evden ayıran bir kapı bile yoktu, biri kafasını uzatsa sen
gözüküyorsun. Yine çalıştığım bir restoranda, aşçı işler yetişmiyor diye personel yemeği
çıkaramadı ve bize o gün karpuz peynir verdiler. Sonra kapanışa yakın patron arkadaşlarıylageldi ve kendilerine pirzolalarla, mezelerle donatılmış bir masa hazırlattılar. Mekân kapandı,
müşteriler gitti ama biz patrona servis yapmaya devam ettik. Saat kaç oldu hatırlamıyorum
ama sabah 8’de tekrar mesaiye başlamıştık.”
Ayşe: “Evet konaklama var ancak koşullar çok kötü. Böceklerle beraber yaşıyoruz. Hijyenden
bahsetmek mümkün değil. Günde iki öğün yemek var ama asla doyurucu değil. Bazen
doymak için müşterinin önünden gelen yemekleri yemek zorunda kalıyorduk.”
Dilan: “Adada ilk çalıştığım otelde dört kadın ranzalı bir odada kalıyorduk. Bana verilen yatak
o kadar kötüydü ki en ufak hareket ettiğimde bile çok ses çıkarıyordu. Gece arkadaşlarım
uyanmasın diye bazen yatakta sağa sola dönemiyordum. Sonrasında pansiyonda çalışmaya
başladığımda kaldığım yerin durumu da çok farklı değildi. Yatak yine eskiydi, oda da çok
rutubetliydi. Dinlenmek için kaldığımız yerlerde bile doğru düzgün koşullarımız yoktu.”
“BİR DE BUNLARA MAAŞ VERİYORUZ”
Tüm bu ağır çalışma koşullarının yanında patronlar, işçiye verdikleri ücreti de çok görüyor.
Saatlik ek mesai hesaplandığında çoğunun asgari ücretin altına çalıştığını belirten İlke,
patronların ödedikleri maaşı bile çok görmesini şöyle anlatıyor: “Geçen günlerde ben artık
grev yapmak istediğimden bahsederken masaya bir patron oturdu ve ‘Buraya gelen personel
de zaten düzgün çalışıyor olsa sürekli işi olur, buraya gelmez. Bedava kalacak yer ve
partileme arıyorlar, bir de bunlara’ maaş veriyoruz’ dedi. İşçiye bu gözle bakıyorlar ve sürekli
yakınıyorlar. Hele ki sezon yoğunluğunu da patronlardan dinlemek gerek; her sene düşen
karlarından yakınıyorlar.”
Ayşe ise patronunun “cömertliğini” şöyle ifade ediyor: “Bir gece, restoranın çok yoğun olduğu
bir gün patron bir milyona yakın bir para kazandı. Ve o gün çok kazanınca dayanamadı, on
beş saattir aralıksız çalıştırdığı tüm çalışanlara soda ısmarladı.”
“BİZDEN KOCA BİR YAŞAM ÇALIYORLAR, İZİN VERMEYELİM”
Adadaki ağır çalışma koşullarına mahkûm olmadıklarını belirten İlke, mücadele çağrısında
bulunuyor: “Sadece Bozcaada’da değil, her yerde patronlara para kazandıran biziz. Bizden
koca bir yaşam çalıyorlar. Nereye gitsek benzer sorunlarla, sürekli haksızlıklarla
karşılaşıyoruz. Kötü koşullara razı olmak zorunda değiliz. Patronlar, servetini biz işçilere
borçlu. Tüm bu kötü koşullara dikkat çekmek için 1 Eylül’de bir günlük iş bırakma eylemi
yapacağımı söylediğim için 31 Ağustos’ta işime son verildi. Bu gösteriyor ki tek bir işçinin dahi
ses çıkarmasından patronlar çok korkuyorlar; tek bir çatlak ses dahi çıkmasın, düzenleri
bozulmasın, mücadele büyümesin istiyorlar. Biz emekçilerse aslında birlikte hareket edersek
patronları dize getirmenin mümkün olduğunu böylece görüyoruz.”
“BOZCAADA’DA ÇALIŞAN TURİZM EMEKÇİLERİNİ PATRONLARIN ENSESİNDEYİZ
HABERLEŞME DAYANIŞMA VE MÜCADELE AĞI’YLA BERABER MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ”
Örgütlülüğün ve mücadelenin tek seçenek olduğuna işaret eden Türkan adadaki tüm
emekçileri mücadeleye çağırıyor: “Bizim gibi Bozcaada’da çalışan ve ağır çalışma koşulları
altında hakları gasp edilen tüm turizm emekçilerini Patronların Ensesindeyiz’e ulaşmaya vebirlikte mücadele etmeye çağırıyorum. Sezon boyunca bizim sırtımızdan kazandıkları
paralarla sefa süren patronların bu düzeni sürdürmesine izin verdikçe, her yıl daha kötü
koşullarla karşılaşıyoruz. İnsanca yaşamak için; emeğimize ve haklarımıza sahip çıkmak
zorundayız. Ne kadar örgütlü ve kalabalık olursak, o kadar güçlü oluruz.”



