Manisa Soma’da İmbat Madencilik tarafından işletilen maden ocağının hazırlık aşamasındaki Doğu-5 ayağında göçük meydana geldi. İlk bilgilere göre göçük altında kalan yedi işçiden ikisi sağ olarak kurtarıldı. İki işçinin cansız bedenine ulaşıldı. Göçük altındaki üç işçiyi kurtarma çalışmaları sürüyor.
Yaşamını yitiren işçi kardeşimizin ailesine, yakınlarına ve çalışma arkadaşlarına başsağlığı diliyoruz. Kurtarılan işçilere acil şifalar diliyor, göçük altındaki işçilerin sağ salim ailelerine kavuşmasını bekliyoruz.
Arama-kurtarma çalışmalarında hiçbir olanak esirgenmemeli, işçilerin aileleri ve kamuoyu gelişmeler hakkında eksiksiz ve düzenli olarak bilgilendirilmelidir.
Madenlerde ölmek kader değildir
Madenlerde göçükler, patlamalar, yaralanmalar ve işçi ölümleri kader değildir. Madenciliğin taşıdığı riskler bilinmektedir. Bilimsel ve teknik önlemler eksiksiz uygulandığında, üretim işçi sağlığı ve güvenliği esas alınarak planlandığında ve işçiler denetim süreçlerinin öznesi olduğunda bu ölümler önlenebilir.
Ancak patronların düzeninde işçinin yaşamı bir maliyet, iş güvenliği önlemleri ise kârdan yapılan bir kesinti olarak görülmektedir. Daha fazla üretim ve daha fazla kazanç uğruna işçiler ölümle burun buruna çalıştırılmaktadır.
Soma’da yaşanan göçük de “kaza” ya da “kader” denilerek geçiştirilemez. Göçüğün nedenleri bütün yönleriyle ortaya çıkarılmalı; üretim planları, tahkimat uygulamaları, risk değerlendirmeleri, denetim raporları ve işçilerin daha önce yaptığı uyarılar kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
İmbat Madencilik Yönetim Kurulu Başkanı Gökalp Büyükyıldız başta olmak üzere şirket yönetimi, bu tablonun sorumluluğundan kaçamaz. Madeni denetlemekle yükümlü kamu kurumlarının sorumluluğu da görmezden gelinemez.
İmbat’ın sicili “kaza” denilerek temizlenemez
İmbat Madencilik’te yaşanan işçi ölümleri bugünkü göçükle başlamadı. Yalnızca basına ve sendika kayıtlarına yansıyan, doğrulanabilen bazı vakalar dahi karşımızdaki tablonun münferit olmadığını gösteriyor:
- 2017’de İsmail Kahraman, çalıştığı sırada bir iş makinesinin devrilmesi sonucu yaşamını yitirdi.
- 2019’da Emin Karaçam, tahkimat arasından gelen kömürün altında kalarak hayatını kaybetti. Aynı yıl Selahattin Göktepe, bant temizliği sırasında tambura sıkışmasının ardından kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.
- 2020’de meydana gelen göçükte Ersin Özdoğan, Salih Ayber ve Erdinç Karaveli hayatını kaybetti.
- 2022’de Durmuş Şahan, İmbat Madencilik sahasında bir iş makinesinin altında kalarak yaşamını yitirdi.
- Bugün yaşanan göçükte bir işçi daha hayatını kaybetti; dört işçi hâlâ göçük altında kurtarılmayı bekliyor.
Bunlar yalnızca kamuoyuna yansıyan ve ulaşılabilen kayıtlardır. İş kazalarında ağır yaralanıp daha sonra yaşamını yitirenler, uzuv kaybına uğrayanlar, kalıcı sağlık sorunları yaşayanlar ve meslek hastalıkları nedeniyle erken yaşta hayatını kaybedenler çoğu zaman bu kayıtlarda görünmemektedir.
Her ölümün ardından “talihsiz kaza” açıklaması yapmak, işçilerin canı üzerinden sürdürülen üretim düzenini değiştirmemektedir. Aynı işyerinde benzer ölümler tekrar ediyorsa burada tesadüften değil, süreklilik kazanmış bir çalışma rejiminden söz edilmelidir.
Milyarlarca liralık üretimin gerçek sahibi maden işçileridir
İmbat Madencilik küçük ve olanaksızlık içindeki bir işletme değildir. Şirket, İstanbul Sanayi Odasının Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde yıllardır yer almaktadır. İSO kayıtlarına göre şirketin 2022 yılındaki üretimden net satışları 3 milyar 80 milyon lirayı aşmıştır. İmbat Madencilik, 2025 yılı İSO 500 listesinde de 498’inci sıradadır.
Bu büyüklüğü, yerin yüzlerce metre altında çalışan maden işçilerinin emeği yaratmaktadır. Ancak üretimin yükünü, tehlikesini ve bedelini işçiler taşırken ortaya çıkan zenginlik üzerinde patronlar söz sahibi olmaktadır.
Şirketin cirosu, kârı, zararı ya da borcu ne olursa olsun işçi sağlığı ve güvenliği bir maliyet hesabına indirgenemez. Hiçbir bilanço işçilerin yaşamından daha değerli değildir.
“Madenler çalışıyor, ülke kalkınıyor” deniliyor. Oysa işçi ücretini alamıyor, hakları için eylem yapmak zorunda kalıyor, baskı altında çalıştırılıyor ve evine sağ dönüp dönemeyeceğini bilemiyorsa ortada toplumun yararına bir kalkınma yoktur.
Büyüyen ülke değil, işçilerin emeği ve yaşamı üzerinden servet biriktiren patronlardır.
Baskı, hak gasbı ve işçi düşmanlığı yeni değil
İmbat Madencilik işçileri, geçmiş yıllarda çalışma koşulları ve hak gaspları nedeniyle defalarca eyleme çıktı. İşçiler ve sendikalar tarafından yapılan açıklamalarda şu uygulamalar gündeme getirildi:
- Amirler aracılığıyla işçilere baskı yapılması, hakaret ve tehditlerde bulunulması,
- Yüksek çalışma temposu dayatılması,
- Yemek, dinlenme ve tuvalet gibi temel ihtiyaçlar için kullanılan sürelerin kısıtlanması,
- Keyfî yevmiye kesintileri uygulanması,
- Haklarını arayan işçiler hakkında tutanak tutulması ve savunma istenmesi,
- Eylemlere katılan işçilerin hedef gösterilmesi ve işbaşı yaptırılmaması,
- İşçilerin sendikal tercihlerine ve örgütlenme haklarına müdahale edilmesi.
2021 yılında baskı, mobbing ve yevmiye kesintilerine karşı yaklaşık bin 500 işçi üretimi durdurmuş; eylemin ardından 19 işçiye işbaşı yaptırılmayarak savunmaları istenmişti.
2026 yılında ise İmbat işçileri, toplu iş sözleşmesinden doğan haklarının ve enflasyon farklarının ödenmediğini belirterek yeniden üretimi durdurmuştu.
Bugün yaşanan göçük, işçilerin yıllardır dile getirdiği sorunlardan ve çalışma düzeninden bağımsız ele alınamaz.
İmbat yönetimi ve sorumlu kamu kurumları hesap vermelidir
Madencilik gibi stratejik ve yüksek riskli bir sektör patronların kâr hesabına bırakılamaz. Madenler patronların elinden alınmalı; toplum yararı, işçi sağlığı ve işçilerin denetimi esas alınarak kamusal biçimde işletilmelidir.
Yer altındaki zenginlik patronların değil halkındır. O zenginliği çıkaran, üreten ve değerli hale getiren maden işçileridir.
Madenlerde ölmek kader değildir. İş cinayetlerine, baskıya ve sömürüye karşı örgütlenecek; işçilerin yaşamına ve haklarına birlikte sahip çıkacağız.




